Mertcan Akgüneş
SakeSoft Logo
Mertcan Akgüneş Hukuk & Danışmanlık
Menü Navigasyon Ana Sayfa Kurumsal (Hakkımızda) Çalışma Alanlarımız Bilgi Merkezi & Makaleler İletişim
Hemen Randevu Al arrow_forward
Tel: +90 552 312 68 24 İstanbul, Türkiye
Tüketici Hukuku

AYIRT ETME GÜCÜNÜN BULUNMADIĞI SIRADA KULLANILAN KREDİ/KREDİ KARTI SÖZLEŞMELERİNİN SONRADAN GEÇERSİZLİĞİ MÜMKÜN MÜ?

YAZAR: AV. MERTCAN AKGüNEş • TARİH: 27.10.2026 • OKUMA SÜRESİ: 5 DAKIKA

kredi/kredi kartına ait sözleşmelerin kullanıldığı dönemde ayırt etme gücünün bulunmaması nedeniyle sonradan geçersizliğinin dava yoluyla talep edilmesi durumunda, gerek mevzuattaki TMK m.15’in istisnai hükümleri TMK m.2, TBK m.65, TBK m.114/2, TMK m.452/2 kapsamında gerekse de emsal Yargıtay Kararlarında; bu durumun, “hakkın kötüye kullanılmasını teşkil ettiği, TMK 2.maddesi uyarınca bu durumun, hukuk düzeni tarafından korunmayacağı ve sebepsiz zenginleşme sebebiyet vermesi nedeniyle sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanması” gerekçeleriyle reddedilmesi ihtimali göz ardı edilmemelidir.

AYIRT ETME GÜCÜNÜN BULUNMADIĞI SIRADA KULLANILAN KREDİ/KREDİ KARTI SÖZLEŞMELERİNİN SONRADAN GEÇERSİZLİĞİ MÜMKÜN MÜ?

Hukuki İşlemlerde Ehliyet / Fiil Ehliyeti Nedir?

Kişinin kendi iradesi ve fiilleriyle hukuki işlem yapabilmesini, geçerli sözleşmeler kurabilmesini, hak edinebilmesini ve borç altına girebilmesini ifade eder. Fiil ehliyetinin şartları TMK 9. maddesinde açıkça düzenlenmiş olup, bir kişinin fiil ehliyetine sahip olması için; ergin olmak, ayırt etme gücüne sahip olmak ve kısıtlı olmaması gerekmektedir.
Fiil ehliyeti, kişinin yalnızca hak sahibi olması değil, aynı zamanda bu hakları kullanabilmesi ve sorumluluk alabilmesi anlamına gelmektedir. Kişinin ergin olması, reşit olmasını ifade etmektedir. Ülkemizde reşit olma yaşı 18 olup, bazı durumlarda kişilerin ergin olması mahkeme kararı ya da evlenme durumunda 18 yaşından önce mümkün olabilmektedir.
Kredi sözleşmeleri hukuki tanımı ise kredi verenin (banka veya finans kuruluşunun) tüketiciye veya müşteriye faiz, komisyon veya benzeri bir menfaat karşılığında nakit para vermeyi ya da ödemeyi erteleme/finansman sağlamayı taahhüt ettiği sözleşmedir. Kredi kartı sözleşmesi ise kart çıkaran kuruluş ile kart hamili (ve üye iş yerleri) arasında kurulan; nakit kullanmaksızın mal ve hizmet alımı veya nakit çekim olanağı tanıyan kartın teminini ve kullanım koşullarını belirleyen sözleşmedir.
Kredi/kredi kartı sözleşmelerin tanımlarından da görüldüğü üzere, ilgili sözleşmelerin imzalayan kişiye borç yükleyen hukuki işlemler olduğu ve bu tip sözleşmelerin kullanılması ve kurulmasında tam geçerli bir fiil ehliyetinin bulunması, sözleşmelerin temel geçerlilik şartıdır.
Fiil ehliyetlerine sahip kişilerin bankalarla tek başlarına hiçbir izne gerek duymadan kredi veya kredi kartı sözleşmesi imzalayabilirler.
Uygulamada asıl uyuşmazlık yaşanan kısmın, kredi/kredi kartı sözleşmelerinin kullanılması sürecinde fiil ehliyetinin bulunup bulunulmadığının tespit ile sonraki süreçte fiil ehliyeti olmadığının ileri sürülerek sözleşmelerin geçersizliğinin iptal edilebilmesinin hukuki olarak mümkün olup olamayacağı üzerinde toplanmaktadır.

Bununla ilgili mevzuat içeriğini incelediğimizde, TMK m.15 uyarınca kural olarak ayırt etme gücü bulunmayan kişilerin kendilerini borç altına sokan fiillerinden dolayı hukuki sonuç doğmamaktadır. Ancak bu hükmün istisnası olarak, Türk Borçlar Kanunu’nun Kusursuz Sorumluluk başlığı altında hakkaniyet sorumluluğunu düzenleyen 65. Maddesi uyarınca zararın kısmen veya tamamen giderilmesine karar verilebileceği hâkimin takdirine bırakılmıştır. Bu ilgili hükmün önemi fiil ehliyeti bulunamayanların borç altına girdikleri sözleşmelerdeki zararın giderilmesinden sorumlu olabileceğini yine haksız fiil hükümleri kapsamında TBK m.114/2 ile TBK m.452 uyarınca vesayet hükümlerinde sorumluluk düzenlenmiştir.

1. İLGİLİ MADDELER:
2. Ayırt etme gücünün bulunmaması
Madde 15- Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukukî sonuç doğurmaz.

TMK madde 15’in istisnası TBK m.65 olduğu ve buna ilişkin zararın kısmen veya tamamen giderilmesine karar verilebileceği hâkimin takdirine bırakılmıştır.

B. Kusursuz sorumluluk
I. Hakkaniyet sorumluluğu
MADDE 65- Hakkaniyet gerektiriyorsa; hâkim, ayırt etme gücü bulunmayan kişinin verdiği zararın, tamamen veya kısmen giderilmesine karar verir.

TBK’nın 114/2. maddesi yollamasıyla sözleşmeye aykırılık hallerinde de uygulanması mümkün olan TBK’nın 65. maddesi uyarınca hakkaniyet elverdiği takdirde tam ehliyetsiz olan kişi diğer tarafın batıl hukuki işlemin hüküm ifade ettiğine güveni nedeniyle oluşan zararından sorumludur.

II. Sorumluluğun ve giderim borcunun kapsamı
1. Genel olarak
MADDE 114- Borçlu, genel olarak her türlü kusurdan sorumludur. Borçlunun sorumluluğunun kapsamı, işin özel niteliğine göre belirlenir. İş özellikle borçlu için bir yarar sağlamıyorsa, sorumluluk daha hafif olarak değerlendirilir.

Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır.
Yine, vesayet hükümlerinden vesayet altındaki kişinin fiillerinden karşı tarafın zararından sorumlu olacağı düzenlenmiştir.

b. Onamamanın sonucu
Madde 452- Vasinin onamadığı işlemlerde taraflardan her biri verdiğini geri isteyebilir. Ancak, vesayet altındaki kişi, sadece kendi menfaatine harcanan veya geri isteme zamanında malvarlığında mevcut olan zenginleşme tutarıyla ya da iyiniyetli olmaksızın elden çıkarmış olduğu miktarla sorumludur.

Vesayet altındaki kişi, fiil ehliyetine sahip olduğu hususunda diğer tarafı yanıltmış ise, onun bu yüzden uğradığı zarardan sorumlu olur.

Yukarıda da izah edildiği üzere, mevzuat uyarınca fiil ehliyetinin olmaması halinde kişinin kendisini borç altına sokması durumunda tam bir sorumsuzluk hali olmasını mümkün olamayacağı ve ayrıca Yargıtay kararları da dikkatli incelendiğinde, Yargıtay’ın dengeleyici bir uygulama gözettiği ve bu yönde kararlar verdiği görülecektir.

2. İLGİLİ YARGITAY KARARLARI:

1. Yargıtay 3. HD, 16.12.2020, E.2020/10148, K.2020/7914
“Uyuşmazlık, davacılar murisinin akıl hastasıyken davalı bankayla yaptığı sözleşme uyarınca almış olduğu tüketici kredisi nedeni ile sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Dosyanın incelenmesinde, mahkemece yargılama sırasında alınan adli tıp kurumu raporuna göre; 05.06.2012 tarihinde ölen Polat B.’un 1988 yılından itibaren Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinde Paranoid Bozukluk, Atipik Psikoz ve Şizofreni nedeniyle takip ve tedavilerinin yapıldığı, tüm tıbbi belgeleri dikkate alındığında Polat B.'un dava konusu kredi işlem tarihleri olan 17.06.2011 ve 02.03.2012 tarihlerinde fiil ehliyetine haiz olmadığının kabulünün uygun bulunduğu yönünde rapor düzenlenmiştir.”

Somut olayda, davacılar murisi sözleşmenin imzalandığı tarihte fiil ehliyetine sahip değildir. Buna karşın banka kredisinden yararlanmış, aldığı tüketici kredisi nedeniyle bir menfaat elde etmiştir. Kendisini ehil bir kişi gibi gösterip hukuki işlem yapan ve bu surette karşı tarafı zarara uğratan ehliyetsiz kişinin bu zarardan sorumlu olacağı tartışmasız olup, fiil ehliyeti olmayan muris Polat B.’un ilgili bankadan şizofren olduğunu gizleyerek kredi alıp kullandığı dosya kapsamında anlaşılmıştır.

Kredi çekerken tam ehliyetli biri gibi hareket edebilen müteveffa Polat B.’un mirasçılarından borcun ifası istendiğinde mirasçılarının murislerinin ehliyetsizliğini ileri sürerek ifadan kaçınması hakkın kötüye kullanılmasının tipik bir örneğidir.
Bu durumda mahkemece yukarıdaki açıklamalar dikkate alınarak tarafların tüm delilleri de getirtilerek değerlendirilmesi gerekirken eksik incelemeyle ve yanılgılı değerlendirmeyle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

Yargıtay’ın yukarıda açıkça belirtilen ilgili kararında mirasçıların, murisin kredi kullanımı sırasında tam ehliyetsiz olduğu ve sözleşmelerin geçersizliğine ilişkin ileri sürülen taleplerin hakkında kötüye kullanılması sayarak, yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verdiği görülecektir.

2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E. 2025/4691 K. 2026/2508
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 405. maddesi kapsamında kısıtlanarak kendisine vasi atandığını, kararın ilgili yerlere bildirildiği ve ilgili yerlerde yayınlandığını, bu sebeple davacı ile davalı arasında yapılan sözleşmelerin ehliyetsizlik nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek; davacının emekli maaşından yapılan kesintinin tamamen kaldırılmasına, ödenmediği tespit edilen miktar açısından müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; kısıtlı davacının, davalı bankadan kredi kullandığı ve bu suretle bir menfaat elde ettiği, davalı bankanın ödeme talebine kadar tam ehliyetli biri gibi hareket edebilen davacının, borcun ifası istendiğinde ehliyetsizliğini ileri sürerek ifadan kaçınmasının hakkın kötüye kullanılması olduğunu, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre hacir altındaki kişinin karşı tarafın aleyhine olacak şekilde kendi mal varlığında meydana gelen sebepsiz zenginleşme oranında sorumlu olacağı, sebepsiz zenginleşmenin iade borcunun doğması bakımından fiil ehliyetinden yoksun olmanın sonuca etkili olmadığı, bankanın KPS-Kimlik paylaşım sisteminden kontrol yükümlüğü de bulunmadığı gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiş;

İstinaf kararında; davacıya ödeme yapıldıktan sonra kısıtlılık iddiasına dayanarak kredi sözleşmelerinin geçersizliğini ve kredi borcundan sorumlu olmadığını, yeterli araştırma yapmadan kredi kullandırması sebebiyle bankanın kusurlu olduğunun ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu gerekçesiyle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; Yargıtay aynı gerekçelerle istinaf kararını onanmasına karar vermiştir.

3. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E. 2020/6646 K. 2021/8544
Ehliyetsiz olduğu ileri sürülen davalının murisinin, kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihte fiil ehliyetinin olup olmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumundan rapor alınıp yukarıdaki açıklamalar da dikkate alınarak tarafların tüm delilleri toplanarak değerlendirilmesi ve sonucu dairesinde hüküm kurulması gerekirken, eksik incelemeyle ve yanılgılı değerlendirmeyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

4. 09.03.1955 gün 22/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı;
Mümeyyiz olmayan kimse temyiz kudretini haiz olsa idi aynı surette hareket edecek, yani normal bir insan dahi aynı tarzda muamelede bulunabilecek idiyse ehliyetsiz olduğundan bahisle muamelenin hükümsüzlüğünü ileri sürememelidir.

5. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E. 2015/13415 K. 2017/319
Davalı bankanın en son eşinin malulen emekli maaşı olarak toplu şekilde yatmış olan 5.423,71 TL'yi çektiğini, İ.İ.K.'nun 83. maddesi uyarınca emekli maaşının tamamının haczinin mümkün olmadığını ve eşinin kısıtlı olması nedeniyle kredi sözleşmesinin geçerli olmadığını, eşinin emekli maaşının tamamına el konulduğunu öğrenince intihara teşebbüs ettiğini ve ölümden döndüğünü, bu nedenle manevi olarak da zarar gördüklerini ileri sürerek davalı banka ile kısıtlı... arasında imzalanan 05.12.012 tarihli ve 6.065,00 TL tutarlı kredi sözleşmesinin iptalini,....'ın hesabından çekilen 5.423,71 TL'nin ticari faizi ile ve 20.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini istemiştir.

Yerel Mahkemece, davacının sözleşmenin iptaline ilişkin davasının kabulü ile 05/12/2012 tarih ve 6.065,00-TL tutarlı tüketici kredisi sözleşmesinin iptaline, davacının istirdat davasının kabulü ile 5.423,71-TL'nin avans faizi ile davalıdan tahsiline ve davacının manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

Temyiz mahkemesi kararında; Davalı bankanın ödeme talebine kadar tam ehliyetli biri gibi hareket edebilen kısıtlı, borcun ifası istendiğinde ehliyetsizliğini ileri sürerek ifadan kaçınması hakkın kötüye kullanılmasını teşkil ettiği, TMK. 2.maddesi uyarınca bu durumun hukuk düzeni tarafından da korunmayacağı açıktır. Öte yandan kısıtlının, imzalanan kredi sözleşmesine ek rehin sözleşmesi ve taahhütname ile virman-takas mahsup talimatı gereği davalı bankadan kullandığı kredinin teminatı olarak banka nezdinde bulunan tüm alacakları, mevduat ve bloke hesapları üzerinde hapis, mahsup ve takas etme yetkisini davalı bankaya verdiği de açıktır. Bu durumda Mahkemece, davacının, eşi olan kısıtlının kullandığı kredi sözleşmesinin iptali ve yapılan kesintilerin iadesi yönündeki davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

Netice itibariyle, kredi/kredi kartına ait sözleşmelerin kullanıldığı dönemde ayırt etme gücünün bulunmaması nedeniyle sonradan geçersizliğinin dava yoluyla talep edilmesi durumunda, gerek mevzuattaki TMK m.15’in istisnai hükümleri TMK m.2, TBK m.65, TBK m.114/2, TMK m.452/2 kapsamında gerekse de emsal Yargıtay Kararlarında; bu durumun, “hakkın kötüye kullanılmasını teşkil ettiği, TMK 2.maddesi uyarınca bu durumun, hukuk düzeni tarafından korunmayacağı ve sebepsiz zenginleşme sebebiyet vermesi nedeniyle sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanması” gerekçeleriyle reddedilmesi ihtimali göz ardı edilmemelidir.
Logo

Av. Mertcan Akgüneş

İstanbul Barosu'na kayıtlı avukat. Hukuki Danışman.

Yazar ile İletişime Geçin arrow_forward
info YASAL UYARI VE BİLGİLENDİRME Bu web sitesinde ve ilgili makalede yer alan tüm içerikler, kanun maddeleri ve yargı kararları yalnızca genel hukuki bilgilendirme mahiyetindedir. Hiçbir surette hukuki tavsiye, mütalaa veya avukat-müvekkil ilişkisi teşkil etmez. Somut hukuki uyuşmazlığınızda hak kaybına uğramamak adına doğrudan bir avukattan profesyonel destek almanız tavsiye edilir.
App Icon
Uygulama Olarak Yükle Daha hızlı erişim için ana ekrana ekleyin.